(99) 29. Söz/10, Sh 194 | 1.Esas | Mukaddime | Ebedî bir cemâl aynadâr müştâkının ebediyetini ister
Description
Mukaddime: Onuncu Söz’ün Dördüncü Hakîkati’nde isbat edildiği gibi; ebedî, sermedî, misilsiz bir cemâl, elbette aynadâr müştâkının ebediyetini ve bekāsını ister. Hem kusursuz ebedî bir kemâl-i san‘at, mütefekkir dellâlının devamını taleb eder. Hem nihâyetsiz bir rahmet ve ihsân, muhtaç müteşekkirlerinin devâm-ı tena‘umlarını iktizâ eder. İşte o aynadâr müştâk, o dellâl mütefekkir, o muhtaç müteşekkir en başta rûh-u insanîdir. Öyle ise, ebedü’l-âbâd yolunda, o cemâl, o kemâl, o rahmete refâkat edecek, bâkî kalacaktır. Yine Onuncu Söz’ün Altıncı Hakîkati’nde isbat edildiği gibi, değil rûh-u beşer, hatta en basit tabakāt-ı mevcûdât dahi fenâ için yaratılmamışlar. Bir nevi‘ bekāya mazhardırlar. Hatta ruhsuz, ehemmiyetsiz bir çiçek dahi vücûd-u zâhirîden gitse, bin vecihle bir nevi‘ bekāya mazhardır. Çünkü sûreti hadsiz hâfızalarda bâkî kalır. Kānûn-u teşekkülâtı yüzer tohumcuklarında bekā bulup devam eder. Madem bir parçacık ruha benzeyen o çiçeğin kānûn-u teşekkülü, timsâl-i sûreti, bir Hafîz-i Hakîmtarafından ibkā ediliyor. Dağdağalı inkılâblar içinde kemâl-i intizâm ile zerrecikler gibi tohumlarında muhâfaza ediliyor, bâkî kalır. Elbette gayet cem‘iyetli ve gayet yüksek bir mâhiyete mâlik ve hâricî vücûdgiydirilmiş ve zîşuûr ve zîhayat ve nûrânî kānûn-u emri olan rûh-u beşer, ne derece kat‘iyetle bekāya mazhar ve ebediyetle merbût ve sermediyetle alâkadâr olduğunu anlamazsan, nasıl “Zîşuûr bir insanım!” diyebilirsin? Evet, koca bir ağacın bir derece ruha benzeyen programını ve kānûn-u teşekkülâtını, bir nokta gibi en küçük çekirdekte derc edip muhâfaza eden bir Zât-ı Hakîm-i Zülcelâl, bir Zât-ı Hafîz-i Bîzevâlhakkında “Vefat edenlerin ruhlarını nasıl muhâfaza eder?” denilir mi? Birinci Menba‘: Enfüsîdir. Yani herkes hayatına ve nefsine dikkat etse, bir rûh-u bâkîyi anlar. Evet, her bir ruh kaç sene yaşamış ise, o kadar beden değiştirdiği halde, bilbedâhe aynen bâkî kalmıştır. Öyle ise, madem cesed gelip geçicidir. Mevt ile, bütün bütün çıplak olmak dahi, ruhun bekāsına te’sîr(ي ر) Harfleri; bu sahîfeye kadar iki yüz on satırın adedini göstermek için tevâfuka girmemişler.Sayfa 195Elifler Adedi(15)etmez ve mâhiyetini de bozmaz. Yalnız müddet-i hayatta tedrîcî cesed libâsını değiştiriyor. Mevtte ise, birden soyunur. Gayet kat‘î bir hads ile, belki müşâhede ile sâbittir ki, cesed ruh ile kāimdir. Öyle ise, ruh onun ile kāim değildir. Belki ruh, binefsihîkāim ve hâkim olduğundan, cesed istediği gibi dağılıp toplansın, ruhun istiklâliyetine halel vermez, belki cesed, ruhun hânesi ve yuvasıdır, libâsı değil. Belki ruhun libâsı, bir derece sâbit ve letâfetçe ruha münâsib bir gılâf-ı latîfî ve bir beden-i misâlîsi vardır. Öyle ise, mevt hengâmında bütün bütün çıplak olmaz. Yuvasından çıkar, beden-i misâlîsini giyer




